MİNİKLER İÇİN CROCSLAR

27 Mayıs 2013

AKLIMDAN GEÇENLER…

27 Mayıs 2013

LONDRA YOLCUSU KALMASIN!

27 Mayıs 2013

Şu son bir haftadır siteden biraz uzak kaldım. Tatile gidiş- dönüş – evdeki düzeni tekrar kurma derken kendime anca gelebiliyorum. Şimdi yazı yazmaya bulduğum azıcık vakitle daha fazla geyik yapmadan, lafı dolandırmadan Londra tatilinin ayrıntılarına girmek istiyorum. 🙂

9 arkadaş bundan 2-3 ay önce Londra tatili konusunda harekete geçtik. Rezervasyonlar yapıldı, ne içeriz&yeriz konuşuldu ama nedense ben Neşe’yi ilk bırakışımın aksine bu sefer daha endişeliydim. Tatil fikrine heyecanla atlamama rağmen içim bir huzursuzdu. Oysa süt olayını bitirmiş, artık mamaya geçmiştik. Neşe daha iyi yemek yemeye başlamış, geceleri de sadece bir kez kalkıyordu. Tatile gideceğimiz son güne kadar bu tatile gidemeyeceğiz diye baktım. Nedeni sadece Neşe değil aynı zamanda 3 hafta önce vize için vermiş olduğumuz pasaportlarımızdı. Normalde vize almak bu kadar zor iş değil ama İngiliz konsolosluğu bu işta bayağı kasıyor. (zaman açısından) Eğer iş bağlantılarınız varsa tabi 3 günde almanızda mümkün ama turistik vizeler 3 haftayı bulumuyormuş bunu bizzat kendimde tecrübe ettim.

Tatile Perşembe sabahı çıkacağız ve vizemiz Çarşamba öğlen geliyor. 🙂 Valiz maliz hiç bir şey hazır değil. Tabi Neşe’yi de babaannesine bırakacağımız için onun hazırlığı ise ayrı dert. Neyse Ali pasaport fotolarımızı atınca, gerçekten gideceğimize inandım . Apar topar hazırlığa başladım. Neşe’nin kıyafetini o kadar çok koydum ki sanki çocuk 1 sene boyunca kalacak. Sevdiği oyuncakları, masal kitabı, dvdleri derken koca bir valizi oldu bizimkinin. Sonra onu babaannesine götürdüm. Biz güzel öptüm kokladım. Ama içimde saçma, anlamlandıramadığım, nedenini kendimin bile bilmediği bi sıkıntı vardı. Kendi kendime saçmalıyosun deyip evden kalbimin yarısını bırakarak ayrıldım.

Eve gelince hemen kendi valizimi yapmak için giriştim ve bir güzel kaldırdığım kışlıkları tekrar açtım. Çünkü Londra 15derece falandı. Geceleri ise 4 dereceye kadar iniyordu. Yağmur botlarım, şişme yeleğim , bir kaç kışlık kazak , elbise derken valizin çoğunu doldurdum diyebilirim. (Tatile aynı valize girme çabamız yer stresine yol açıyor) Akşam Ali gelince kalan kısma onun eşyalarını hazırlamak her zamanki gibi bir 2.5-3 saatimizi aldı. Bu adamın valiz hazırlama ahesteliği beni öldürecek. Hazır Neşe yok , uyurum biraz dedim ama nerdeeee ? Melis her zamanki gibi Ali’nin valiz hazırlama derdine düşmüş. Neyse az uykuyla yola çıktık. İstanbul’da arkadaş grubumuzla buluşuk sonra ver elini London!

Avrupa’da çoğu yeri görmeme rağmen Londra’ya bir türlü gidememiştim. O yüzden biraz merak ediyordum. Oxford street’in yanındaki Thristle Marble Arch‘a yerleştik. Londra’daki oteller pahalı ve eski. Neyse ki, bizimkinin yeri çok merkezdeydi.

Ask Italian'da yediğim kremalı tavuk penne

Ask Italian’da yediğim kremalı tavuk penne

Otele yerleştikten sonra direk bir italyan restoranında bulduk kendimizi. Oxford street’te  Ask Italian diye şirin bir restoranda pizza ve makarnaları götürürken bir yandan da nereden alışverişe başlarız diye konuşuyorduk. Neyse yemekten sonra herkes dağıldı ve tatil boyunca süren alışverişe start verildi. Oxford street’te yanyana, karşılıklı dizilmiş büyük mağazalar ilk günkü başlangıçtı. En çok Selfidges’ ı beğendim demenin bir anlamı yok sanırım. Her markayı ve her çeşit ürünü bulabileceğiniz, alışveriş yapmayacağım diyen insanı bile yalancı çıkaracak cinsten insanı baştan çıkaran bir yer.

İlk günkü alışveriş yorgunluğunun üzerine Jamie Oliver’ın Fifteen adlı restoranında aldık soluğu. Rezervasyonu önceden arkadaşımız yaptığı için sorunsuz bir şekilde masamıza oturduk. Ama sadece bir şeyler içmeye gitmek isterseniz Jamie Oliver’ın limonatasını denemeden gelmeyin. Alt katta mutfağı açıkça görebildiğimiz bir masaya oturduk. Ve her gün ayrı çıkan menüye şöyle bir göz atarak siparişlerimizi verdik. Ben her zaman ki gibi tercihimi etten yana kullandım. Herhalde istisnasız hayatımda yediğim en güzel etti diyebilirim. Kokusu, tadı&tuzu, yumuşaklığı her şeyi mükemmeldi. Siz hiç ağızda eriyen et gördünüz mü? Ben GÖRDÜM! Kesinlikle bu restorana gidip et, tavuk veya menü de size ne öneriyorlarsa yemenizi tavsiye ediyorum. Çünkü arkadaşıma gelen tavuktan biraz tattığımda bu lezzetin sadece etle sınırlı olmadığını gördüm.

Fifteen'nin o günkü tatlı menüsü :)

Fifteen’nin o günkü tatlı menüsü 🙂 Chocolate &malt mousse favorim!

Herkesin gerinerek çıktığı restorandan sonra otele geri döndük ve ilk gününün yorgunluğu ile nasıl hzlı bir şekilde uykuya daldığmızı tahmin etmekte zorlanmazsınız herhalde 🙂

Hyde Park' tan bir kare ...

Hyde Park’ tan bir kare …

İkinci gün ise, Ali sabahtan Hyde Park’ta koşarak güne başlamayı seçti. Neşe’nin erken uyanmasından şikayetçi olan ben ise 8 ‘de gözlerimi açarak direk sokağa çıktım. Hafif hafif dolmaya başlayan sokaklarda biraz dolandım, alışveriş ettim. Sonra grubun kalanıyla kahvaltı için Hyde Park’ta buluştum. Müthiş manzaraya nazır bir kahvaltı ettik. Tabi, ipin ucunu kaçıran eşim, 13 km koşunca kahvaltı edemeden duş almaya otele gitti. Bizde bugün neler yaparızın planını yaptık.

Kızlar için bugünkü hedef Harrods ve çevresindeki mağazalardı 🙂 Dediğim gibi bu tatil kendimizi alışverişe fena halde vurduk. Öyle bir vurmuşum ki, 2014 ekime’e kadar şehir dışına çıkmam bile yasaklandı. Bu gelişme hiç hoşuma gitmedi ama neyse umudu kaybetmemekte fayda var. 🙂

Harrods kafayı yemiş büyüklükte bir yer. Gerçekten kendinizi kaybedebilirsiniz, grupta herkesin birbirini kaybettiğini söylemeye gerek bile yok. Sadece ayakkabı ve çanta katına bile bir gününüzü düşünmeden harcayabilirsiniz. Erkeklerin Apple , bizim ise Harrods sevdamız malesef öyle yemeği saati gelince bitmek zorunda kaldı. Öğle yemeğini Marylbone ‘da bulunan Petite Maison‘da yedik. On numara beş yıldız bir tavuk yedim. Ara sıcaklar, tatlılar her şey enfesti. Garsonlar ise bir o kadar güleryüzlü. Sonra Bond Street’i keşfe çıktık oradan yavaş yavaş Picaddilly meydanına geldik. Gangnam dansı yapan bir genç topluluğunun dışında her şey güzeldi 🙂

Picaddilly pozumuz

Picaddilly pozumuz

Akşam yemeği için Knigtsbridge’de bulunan Pekin mutfağıyla ünlü  Mr Chow‘a gittik. Asya yemek kültürünü pek sevmeyen ben, burada pek güzel şeyler yediğimi söyleyemeyeceğim. Porsiyonlar fazla, çeşit çok, yenilen az olunca bayağı yemek kaldı. Ve dudak uçuklatan bir hesap ödedik. Neyse ki burada arkaşadımızın doğum gününü kutladık. Bu kötü deneyimim yine mutlu bir olayla kapandı diyebiliriz.

Ertesi gün ise, bizim turistik gezimiz vardı. 24 saat kullanabileceğiniz bilet alıp şehri gezebiliyorsunuz. İstediğiniz yerde inip , tekrar yarım saatte bir geçen tur otobüslerine binebilirsiniz. Biz de ( ya da ben demeliyim )  alışveriş modundan sıyrılıp turist moduna girdik. Çok güzel vakit geçirdik. Londra’yı görmeyi neden bu kadar ertelediğimi merak ediyorum. Gerçekten görülmeye değer bir yer. London Eye, Big Ben, Buckhingham Palace, Tower Bridge, Westminster Abbey ne varsa gezdik.

Turu tamaladıktan sonra aklımdan hiç çıkmayan minik kızıma bir şeyler almak için Regent Street’te bulunan Londra’nın en büyük oyuncak mağazası Hamleys ‘e gittik. Kendimizi kaybettik. Buraya Neşe’yle gitsem başıma neler gelir gerçekten düşünemiyorum. Çocuklar için müthiş bir yer. Satıcıların sempatikliği ise beni ciddi anlamda şaşırttı. Burada suratsız satıcı görmeye alışınca, insan olması gerekeni görünce şaşırmadan edemiyor.  (Joker çalışanları hariç . ) Daha sonra Ali benim o mağazadan çıkıp diğer mağazaya girmemden yorgun düşmüş olacak ki, otele dinlenmeye gitti. Bense, tüm kararlılığımla yürüyerek istifimi bozmadan her yere girip çıkmaya devam ettim. Özgürce dolaşmayı özleyince, insan böyle sapıtabiliyor.:)

Akşam yemeği için tercihimizi, benimde favorim olan italyan mutfağından kullandık. Ertesi gün ise valiz kapatma çabalarıyla geçti. 🙂 Ve tabi ki uzun, sıkıcı ve bir o kadar yorucu dönüş yolu.

Gece babanemize vardığmıızda Neş’ dedesiyle beraber koyunkoyuna uyuyordu. Biz odada konuşmaya başlayınca, hemen gözlerini açtığı gibi dikeldi ve kahkahalar atmaya başladı. İşte benim KIZIM! Uyku sersemi olsa bile, kahkaha atmadan duramaz! Sıkıca sarıldık, öptük. öptük ve öptük!!

Eve gelince Neşe’den çok heyecanlanan biz hediyelerini birbir açtık. Neş’ delirdi, biz sevindik. Sonra koyunkoyuna uykuya daldık…

Bir çocuksuz tatilde böylelikle sona erdi…

2 comments

  1. Biraz aceleye gelmis ve isteksiz bir yazi olmus sanirim. Motivasyonunuzun dususunu gormek istemeyiz. Umarim eski neseli kaleminizi tekrar yakalarsiniz.

    1. Aslında pek aceleye gelebilecek bir yazı değildi 1000 karakterden yüksek. (genelde daha kısa yazarım.) Ama çok teşekkür ederim yorumunuz için. Umarım diğer yazılarımda o neşeyi yakalayabilirim. 🙂

Yorum Yaz