Tatlı Sosları

17 Haziran 2011

Günden güne şişiyorum :S

17 Haziran 2011

Dubrovnik Tatili

17 Haziran 2011

Dubrovnik’e gitmeye karar vermemiz çok uzun sürmedi. Çünkü ben bir türlü vizemi ayarlayamadım ve karar vermek için az zamanımız vardı. O yüzden , vizesiz bir yeri tercih edelim dedik. Karşımıza Dubrovnik çıktı.

Dubrovnik süperdir, harikadır dersem sanırım gördüğüm diğer yerlere haksızlık etmiş olurum. Fakat, Dubrovnik çok sirin bir sahil şehri bence. Hani haftasonu gidip tatili daha fazla uzatmayacağınız bir yer. Biz buraya kışın gittiğimizden , doğal olarak deniz, güneş , kum üçlüsünün tadını çıkaramadık. Yapacağımız şeylerde haliyle kısıtlandı. Tabi grup halinde gittiğimiz için eğlendik orası ayrı. Ama hani bir gün daha kal deseler , kalacağımı sanmıyorum:)

Bir bayram tatilinde gittik . O yüzden Dubrovnik halkından çok Türk vardı 🙂 Gittiğimiz otelde Türk müzikler falan çalıyordu. Şaka gibi… Sanki Türkiye’de bir yerdeyim gibi hissetmekten kendimi alamadım. E bu da sizin yurtdışındaymışsınız gibi hissetmenize izin vermiyor. Tercihimizi Rixos’tan yana kullandık . Otel güzeldi, manzara müthiş ve otel Dubrovnik’teki tek Casino’ya sahipti. Akşamları yapacak pek bir şey olmadığından vaktimizi direk burada geçirdik. Ben kaybettim , eşim kazandı. Böylece sıfır zararla kapattık 🙂

İlk gün eski şehir merkezine gittik. İlk işimiz yakın bir yer bulup kahvaltı etmekti. Malum, kahvaltıyı kaçırmışız. Kahvaltımızı hemen otobüsle indiğimiz yerin solundaki bir kafede ettik. Adını şu an hatırlamıyorum ama eski şehrin girişinde hemen sağda bulunuyor. Oturduğunuzda uçsuz bucaksız uzanan denizi karşınıza alıyorsunuz . Bir güzel karşılıklı kahvaltınızı edip kahvenizden yudumluyorsunuz. Gördüğünüz gibi burayı beğenmişim 🙂

Kahvaltı ve uzun sohbetten sonra , tabi ki turla ilerleme şansımız olmadı . Olsaydı bile,  nereye kadar rehberi dinlerdik bilmiyorum 🙂 Bizde eski şehrin kapılarından girerek başladık Dubrovnik’i keşfetmeye.  Burası UNESCO tarafından Dünya Mirasları Listesine alınmış. Etrafı surlarla ,  kalelerle, kocaman şehir kapılarıyla  çevrilmiş tarihi bir şehir. İçerisi bildiğiniz şehir gibi mağazalar, kafeler, sergi salonları var.  Evlerin yapıları ise hiç bozulmamış . İçerisinde yaşayanlar adeta şehrin eskiliğine ayak uyduruyor. Sokaklar daracık . Bastığınız taşlar tarih kokuyor. Kafanızı kaldırdığınızda, çamaşır iplerinden  sarkan çamaşırların arasından gökyüzünü görüyorsunuz. 

Biraz sokak aralarını gezdikten sonra, bir kaç giftshop’a girdik, davlumbazımızın üzerine “I love Dubrovnik”li magnetimizi aldık , bir kaç mağazaya girdik, bir resim sergisini dolaştık , vakit geçirdik.  Derken gün bitti. Otele dönüyoruz.  Akşam yemekten sonra Casino… Kaybettim, kazandım derken tatilimizin ilk günü burada sona eriyor.

Eski şehrin gece hali ...

Ertesi gün  Mostar ‘a gitmek üzere yola çıktık. Hava hafif yağışlı , içimiz havadan mıdır nedir bir garip . Belki de gideceğimiz yerin kasveti sarmış ruhumuzu. Bu arada, grubumuz Mostar’a gitmek konusunda emin değil. Fakat , benim dedemin kökleri Mostar’a dayandığından bizim ısrarımızla gidiyoruz. Sağolsun arkadaşlarımızda bizi yanlız bırakmıyor.

Mostar’a yaklaştıkça, resmen Dubrovnik’ten sonra bir kaç yüzyıl geriye gitmiş gibi hissediyorum . Seyrek yapılaşma, tabi buna yapılaşma denirse, hiç bir gelişmişlik örneği yok.  Mostar’a girerken bir sürü mezarlık görüyorsunuz. Savaşta öldürülen Bosnalı müslümanlar , Sırplarla karşılıklı sonsuz uykudalar. Bir yol ayırmış aralarını. O yol ki , sizi bir süre sonra tüylerinizi ürperten şehre götürüyor. Binalar delik deşik , darmadağan bir şehir… Neye uğradığınızı şaşırıyorsunuz. Bir an için kendinizi o binanın içerisinde kurşunların hedefi olarak hayal etmeye çalışıyorsunuz. Ama imkansız … Hayal ederken bile , düşüncelerinizden sıyrılıp şimdiye dönmek istiyorsunuz.  Sonra orada bunları birebir yaşayanları düşünüyorsunuz… Düşünsenizse , katliamın izleri her gün karşınızda . Ve her gün o kurşun delikleriyle yolunuza devam etmek zorundasınız. Geçmişi unutmaya fırsat yok . İstesen de unutamazsın o manzara karşısında. Her yerden kafanı kaldırışında kendini hatırlatırcasına tüm çıplaklığıyla orada.Dalga geçercesine sana kıskıs gülüyor … 

O anda orda değildim. O kurşunlar beni ya da sevdiklerimi öldürmedi. Ama bunu yaşayan ya da yaşamak zorunda bırakılan masum insanları düşündükçe alt üst oluyor insan. Döndükten bir süre sonra bile kendime gelemedim. O kadar sarsıldım siz düşünün.

Otobüs bizi delik deşik binaların aralarında bırakıyor. Şehir merkezine yürüyoruz. Halkın sefilliği gerçekten burnunuzun direğini sızlatıyor. Sonra eski taşlarla kaplı çarşıdan yürüyoruz. Çıkıyoruz meşhur Mostar köprüsüne… Eskiden delikanlılar kendilerini ispatlamak için çıkıp atlarlarmış köprüden. Şimdi de oradan birdelikanlı para topluyor atlamak için.  Herkesin elinde kameralar , fotograf makineleri doluşmuşuz köprünün etrafına. Hava soğuk olduğundan , daha bir meraklıyız gencin bu cesaretli davranışını görmeye. Birden kendisini bırakıyor buz gibi sulara. Ardından deli gibi alkış ve parasının karşılığını almış insan grubu çarşının dört bir yanına dağılıyor. Sokaklarda müzisyen bir gruba rastlıyoruz. Biraz yöresel müzik dinliyoruz. Karnımız acıkıyor haliyle. Oranın meşhur bir restoranına gidiyoruz. Bosna Hersek’in olmazsa olmazı boşnak böreğinden sipariş ediyoruz. Önceden sipariş vermediğimiz için malesef  yiyemiyoruz.  Babaannem sayesinde boşnak böreğinin alasını yediğim için bu olay yüzünden karalar bağladım diyemeyeceğim.

Ertesi gün Karadağ turu olmasına rağmen biz şehirde kalmayı tercih ettik. Sonuçta ilk gün bir tek eski şehirde biraz vakit geçirmiştik.  Önce motor mu kiralasak ne yapsak diye bir kararsız kaldık. Sonra tekne kiralamaya karar verdik. Orada limanda bulunan bir tur şirketinden tekneyle eski şehrin etrafında bir tur attırmasını istedik. Gelin görün ki hava o kadar rüzgarlı , deniz o kadar dalgalıydı ki , kıyıdan çok fazla ilerleyemeden adamı geri döndürdük. Gittiğimiz mevsimin gazabına uğradık .

 Bir sonraki durağımız şehirde bulunan teleferikti. Teleferik sizi dağın tepesine çıkartıyor. Orada bulunan kafede oturduğunuz yerden Dubrovnik’in her görebiliyorsunuz. Bizde manzaranın tadını çıkartıp şehrin aslında gördüğümüzden daha büyük bir yer olduğunu keşfettik ve yazın buranın daha güzel olacağını düşündük. Daha sonra, yine eski şehre gidip biraz dolandık.   Şehri saran surların üstüne çıktık . Çıkmadan önce biletlerimiz aldık. Surları gezmek öyle bedava değil. Hemen şehrin girişinde sağda bunun için bilet satılıyor.  Neyse sonra yukarı çıktık. Bu arada bir sürü merdiven var. Biraz sıkıntılı ama neyse ulaştığınız yeri görünce içinizden değmiş diyorsunuz. Manzara bir harika.  Surlarda bir kaç fotograf ve gezintiden sonra , sokak aralarına dalıyoruz yine . Oradan şehrin kayalık kısmında bulunan bir cafe buluyoruz. Adriyatik’e karşı bir şeyler içiyoruz .  Biraz soluklandıktan sonra, artık aşağı iniyoruz. Karnımız acıktı normal olarak. Ara sokakta küçük bir pizzacı buluyoruz. Hemen oturuyoruz bir şeyler atıştırmak için. Önce bir margarita ile atıştıralım derken sonra 3 tane daha söylüyoruz. Pizza o kadar lezzetli ya da biz o kadar acıkmışız ki tadımlık bir şeyler yiyelim diye oturduğumuz yerden kocaman bir göbekle ayrılıyoruz. Buranın halkı , mağazalardaki çalışanları müthiş güleryüzlü. Türkleri de çok seviyorlar. Giderseniz eminim sizde kendinizi oranın bir parçası gibi hissedeceksiniz. Son günümüzü de böyle güzel bitirdikten sonra otelimize dönüyoruz.

Teleferik'ten Dubrovnik manzarası

Uzun lafın kısası , Dubrovnik kendi halinde küçük bir yer. Alışveriş odaklı ya da sizi programlara boğan bir yer değil. Daha sakin, daha dingin ama görülmeye değer tarihi yaşatan bir şehir. Hele oraya kadar gitmişken, tüm dünyayı derinden sarsan Sırp – Bosna savaşına ait izleri görmeden, Mostar’a gitmeden gelmeyin…

Yorum Yaz