Yılın Tasarımcı Markası : VB

05 Aralık 2011

Küçük Mucizeler Dükkanı

05 Aralık 2011

BİR DOĞUM HİKAYESİ…

05 Aralık 2011

En son yazdığım hamilelik yazımı okudum biraz önce.  10 ekimde yazmışım. Bebeğimin ne zaman geleceği en büyük konu. Ve sürekli şikayet edip durmuşum, doğum sonrasında beni nasıl bir temponun beklediğini bilmemenin vermiş olduğu cahillikle… 🙂 Son yazımdan iki gün sonra doğuma girdim. Gelelim biraz hüzünlü, biraz komik, belki de ironik doğum hikayeme…

En son doktor kontrolüne eşimle beraber mutlu mesut gittik. “Bugün bizimki gelir mi?” geyikleri her zamanki gibi en vazgeçilmezimizdi. Ama tabi bunun gerçeklik payına her ikimizde inanmıyorduk. ( Klavyeye fazla uzak kalmışım. Parmaklarım daha alışamadı 🙂 ) Doktor ilk önce beni NTS’ ye aldığından, bebeğimin kalp atış sesleriyle odada bir başımaydım. Bir gariplik vardı. Alet bir türlü düzgün çalışmıyordu. Neyse hemşire kızı 34.564.352 kez çağırışımdan sonra hala doğru çalışmıyordu. Sonra benim herşeyi bilen eşim ( dokundurma yapmıyorum, hakikaten biliyor : ) aleti çözdü, doğru çalışmasını sağladı. Aslansın, kaplansın, yiğidimsin derken 15 dakika geçti ve doktorum geldi. Bebeğin kalp atışlarının tek düze olduğunu ve bunun hiç hoşuna gitmediğini söyledi. Tabi hemen telaşlandık. “Aç mısın?” diye sordu. E, hamilelik demek sürekli aç dolaşmak demek olduğundan, tabiki de açım dedim. Gidip bir şeyler yememi, eğer geldiğimde kalp atışları hala böyle devam ederse, bebeği en geç yarın sabah alması gerektiğini söyledi. Şok, şok, şok!!!

Eşimle içimizi bir heyecan kapladı. Yemeği nasıl yedik bilmiyorum . (gayet iyi biliyorum kıyma-kaşarlı pide 🙂 ) Tekrar yukarıya çıkıp NST’ye bağlandığımda, sonuç değişmedi. Doktora akşam üzeri doğumu yapabileceğimizi, yarın sabahı beklemek gibi bir delilik yapmayacağımı söyledim. Çünkü bütün akşam internetten sezaryen doğumu izleyip ertesi güne stres dolu bir başlangıç yapmak istemiyordum.

Doğuma 4 saatimiz vardı. Sanki fönsüz doğuma girme yasağı varmış gibi hemen soluğu kuaförde aldım.  🙂 Doğum fotografçısı ve hastane süslemesi için organizasyon şirketini aradım. Sonra hemen eve gidip hazırlanmaya başladık. Evden çıkmadan eşime “buraya döndüğümüzde 3 kişi olacağız” dedim. Ne hissediyorsun? diye sordum. ” Pek bişi hissetmiyorum” dedi eşim.”Aslında bende hissetmiyorum” diye itiraf ettim. Bunun üzerine güldük. Kendimce duygusal bir sahne yaratmak istemiştim. Anca filmlerde oluyormuş bunu anladım. 🙂

Hastaneye gittiğimizde bi grup tanıdık ve aileler gelmişlerdi bile. Hemen ardından arkadaşlar, akrabalar gelmeye başladı. Kulaktan kulağa haber hemen yayılmıştı anlaşılan. Oda süslemesi mükemmel olmuştu. Lily’s boutique design‘ın ellerine sağlık. Doğum fotografçısı bir kaç kare fotografımızı çekti. Zaman nasıl geçti hiç anlamadım. Saat 19:05’te ameliyathaneye gitmek üzere aşağıya indik. Sandalyemi eşim sürüyordu. Ameliyethane önünde eşim beni öptü ve hemşireye bıraktı. O anda arka dişimden tüm vücuduma yayılan bir titreme başladı. Nasıl stres olduğumu anlatamam. 🙂 İlk başta epidural yapması için sırtımı dik tutmamı söylediler. Çok acımadı. Sadece sırtıma güçlü bir ağrı yayılıyormuş gibi hissettim. Sonra saçma sapan hemşireyle konuşma çabasına girdim. Galiba kendimi fazla yanlız hissetmiştim. Anestezi uzmanı göbeğime ıslak pamuk değdirerek bir kaç kez duyarlılık testi yaptı. Ne kadarını hissediyordum? Ona göre epiduralin etkisini gösterip göstermedği ortaya çıkacaktı. Bişi hissetmesem de, “sanki biraz hissediyorum” gibi çaresiz direnmelere başladım. Adam “peki” deyip geçti. Anlaşılan bişi hissetmem imkansızdı 🙂

Doktorum geldi. Bi, iki dakika konuşup gülüştük. Bu arada vücudumda acayip bir titreme başladı. Durup durup titriyordum. Anestezi uzmanıda sırasıyla bana neler olacağını anlatıyordu. “Kesildiğini hissedecek miyim? ” dedim adama en masum ifademle. O da “Biraz önce kesildi hissettin mi? 4 dakika sonra bebeğin aramızda” deyince, titreme krizlerimin sıklaştığını hissettim. Tanrım bu nasıl bir heyecandı? Şu an bile ellerim terledi.

Önümde kule gibi yeşil ameliyat örtüsü olduğundan birşey görmem imkansızdı. Olan bitenden miniğimin doğduğunu anladım. Ve hemen ardından minik bir çığlıkla ağlama sesi yükseldi odada. Gözümden bir damla yaş aktığını hissettim o an.

Bebeğim çıkar çıkmaz kontrol yapılması için çocuk doktoruna verildi. Ben başımı yukarıya kaldırıp minik kızımı görmeye çalışıyordum. Sadece ayağının altını gördüm. Aman tanrım bu eşimin ayağının küçültülmüşüydü:) Gözlerimden yaşlar süzülürken, bir anda kahkaha atmaya başladım. Bu değişken ruh halimi, hiç gecikmeden başlayan lohusalık dönemime borçluyum galiba. Çocuk doktoru, bir kaç kez bebeğime sondayı sokmayı denedi. Minik bir boruyla yemek borusu ile soluk borusunu kontrol ediyor, fakat bir türlü sonuç alamıyordu. Doktoruma bir şeyler söyledi. Bende bir terslik olup olmadığını sordum. Doktorum, hamileyken bir kaç kez bebeğimin midesiyle ilgili problemi olabileceğini, fakat ufak bir operasyonla hemen geçebileceğini söylemişti. Ama kesin bir ifade olmadığı ve olayın ciddiyetini bilmediğimden pek umursamamıştım. Ama hamileliğim boyunca amniyo sıvımın fazla olması, malesef iyi bir işaret değildi.

Doktorum, ” Melis, hani sana midesiyle ilgili bir problemi olacağından bahsetmiştim. Biliyorsun değil mi ?” dedi. “Evet” diye yanıtladım. ” İşte bu yüzden hastaneye kaldırılması ve ufak bir operasyon geçirmesi gerekiyor” dedi. O an hala durumu anlayamadığımdan ve zaten olayın şokunu yaşamakta olduğumdan dolayı, “anladım” deyip kapattım konuyu. Tek düşündüğüm onun o minik suratını görebilmekti. Bunu istediğimde ise, hemşire yanağıma kızımı resmen yapıştırdı. Ellerim bağlı olduğundan gözümün ucuyla minik suratını gördüm. Müthiş kokuyordu. Pamuk gibi teni yanağıma değmişti. Doğduğundan beri ağlayan bebeğim yanağıma değdiğinde hemen susmuştu.Yanımdan hiç ayrılmasın istedim. Ama iyileşmesi için gitmesi gerekiyordu. O yüzden sabırlı olmalıydım. 40 dakika sonra, yukarıya çıktım. Asansör kapısı açıldığında, bir sürü insan karşımdaydı. Bazıları yarım yamalak alkışlıyor , bazıları ise buruk bir gülümseme ile suratıma bakıyordu. Elimle zafer işareti yaptım gülerek . Eşim hemen gelip beni öptü, elimi hiç bırakmadı. Sonra, çok titremeye başladım. Bilincim çok yerinde değildi. İnsanların telaşlandığını hissediyordum ama titrememi durduramıyordum.

Odaya geldiğimde bebeğim yoktu. Olmayacağını bildiğim halde, yine de “bebeğimiz nerde?” diye sorduğumu hatırlıyorum Ali’ye. Sorumun yanıtı hatırlamayacak kadar çok titriyordum. Epidural sonrası böyle titreme olurmuş. Belki doğum esnasında yaşadığım olaydan ve stres altında olmamdan bunu aşırı şekilde yaşadım. İnsanların yavaş yavaş dağıldığını hissedebiliyordum. Annemler, Ali ve ben kalmıştık. Bebeğimi yoğun bakıma götürdüklerini söylediler. Yemek borusu gelişmemiş. Bu yüzden, ameliyat olması gerekiyormuş. Hala hayal alemindeydim. Kafamı bir türlü toparlayamıyordum. Tek bildiğim güçlü olmam ve bir an evvel yürüyüp toparlanmam gerektiğiydi. Böylece hemen hastaneye gidip bebeğimi görebilecektim. Tek yapmam gereken iyileşmeye odaklanmaktı. Hemen yürümeye çalıştım. Ertesi günü koridorda turlar atıyordum. Eve geldiğimde ise hemen ayaklandım.

Sezaryan doğuma gelince, ameliyattan sonra çok fazla ağrı, acı hissetmedim. Doğru beslenilirse, çabuk toparlanılacağına inanıyorum. İlk gün yürümeye çalıştığımda biraz zorlandım. Sanki orası yırtılacakmış hissine kapılıyorsunuz.O yüzden belimi bükerek yürüyordum. İkinci gün daha iyiydim. Ağrım olduğunda, omzumdaki banttan ağrı kesici yapıyorlardı. Sezaryen doğumdan sonra gaz çıkarmanın ve tuvalet yapmanın zorluklarıyla ilgli yazılar okumuştum. Ama böyle bir olay yaşamadım. Eve geldiğimde çorabımı kendim giyemediğimi hatırlıyorum. Ama ertesi günü bu sorunda hallolmuştu. Açıkçası rahat bir iyileşme evresi geçirdim. Tabi bu bünye ile de alakalı bir şey. Ve doktorunuzun işinde iyi olması da bir o kadar önemli. Hastaneden çıkacağım gün doktorum gelip ameliyat yerine pansuman yaptı ve bir bant yapıştırdı. Bant su geçirmez olduğundan artık duş alabilecektim. Bu mutlu bi haberdi. bir hafta sonra bantı çıkardım. Ameliyat izi hiçte öyle ürkütücü değildi. 2 hafta sonra Contractubex diye bir jel kullanmaya başladım. İzin geçmesini sağlıyor. Hala kullanıyorum. Açıkcası pek bir değişiklik sezemedim. Belki daha sonra, etkisini hissederim. Kısacası, herhangi bir risk taşıyorsanız, sezaryen doğumu öneririm. Ben hiç bir komplikasyon yaşamadım.

Hikayemize geri dönersek, doğumdan 3 gün sonra miniğim ameliyata girmişti. Fakat ben hala onu görememiştim. İyileştiğimi hissettiğim zaman (5. günde) hastaneye gitmek istediğimi söyledim. Ali ilk önce buna karşı çıksa da, (üzülmemden çok korkuyordu) kabul etmekten başka çaresi olmadığını anladı. Ve sonra bambaşka bir hayata adım attık. Yoğun bakımda geçen 38 gün… Her gün farklı bir olayla karşılaştık…Ayrıntıları özefagus atrezisini anlatacağım bir sonraki yazıma saklıyorum. Okumak için buraya tıklayın.)

Ama şunu gördüm. Hayat, beklenmedik süprizlerle dolu. Bu süprizler bazen mutluluktan bazen ise üzüntüden ağlatıyor insanı. Ve, hayatta sağlığın ne kadar önemli olduğunu anladım. Hep başkalarının başına geldiğini sandığım şeylerden biri bizim başımıza gelmişti. Ve şimdi bununla mücadele etmek zorundaydık. Ucunda da bebeğimizin hayatı söz konusu idi.

Kısacası, Melis gerçek hayatla tanışıyordu. Ve sonunda, bir sürü zorluğu atlatarak mutlu sonla biten bir tecrübe kazanacaktı…

 

3 comments

  1. Kendimden ne çok şey buldum 🙁 aynı endişeler, aynı acılar aynı kalp atışları aynı deneyimler ve sonunda lay lay lom olmadığını anladığımız hayatın olgunlaşma noktası.. şu an kızım 10 yaşında bazan hatırlamak bile istemiyorum o günleri.. çok zor hem onlar için hem bizim için ama zaman lehimize işliyor sadece hastalıkları daha zor atlatıyorlar çünkü zayıflar iyi beslenemiyorlar.. ama güçlüler bizden bile daha güçlü…Neşeniz daima neşeli olsun ve hayatınıza daima neşe katsın

    1. Zekiye Hanım güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim. Evet biraz zayıflar ve malesef iştahsız ama buna da şükür. Hastaneden uzak kalalım da gerisi vız gelir.

Yorum Yaz