SUSAMLI KURABİYE TARİFİ

08 Ocak 2012

KÖPEK İLE BEBEK İLİŞKİSİ

08 Ocak 2012

0-3 Ay

08 Ocak 2012

Minik kızım aslında haftaya 3. ayını dolduracak ama onunla zaman nasıl geçtiğini anlamadığım için bir türlü annelik günlüğüme oturup yazı yazamıyorum. Malum birinci ayımızda hastanede geçtiğinden, ikinci ay ile başlıyorum yazmaya. Eve geldiğinde bir ay bir haftalıktı bizim fındık.  Hastaneden ayrıldığımız gün 3.100 gr’dı. Minicik, dokunsan kırılacak cinsten bir şeydi. Doyur, altını aç, giydir, soydur, yatır, kaldır, konuş, dolaştır, gibi gibi birbirini tekrarlayan aktivitelerle geçen zaman boyunca kızımla aramızda çok özel bir bağ oluştu. Artık benim kucağıma gelince rahatlıyor, tatlı tatlı gözlerimin içine bakıyor ufaklık. Bazen öyle ciddi bakıyor ki insana, “ben ne saçmalıyorum acaba?”  dedirtiyor insana.

Geçtiğimiz ay, ikinci ay aşılarını olmak için sağlık ocağına gittik. 3 aşıda ağlayıp hemen sustu. Fakat zatüree aşısında bildiğiniz kasıldı bizimki. En çok o acıtırmış. O ağladı, benim içim parçalandı. Bence anneliğin en zor kısmı bu. Acı çekerken görmeye dayanamıyorsun. Ne sinir kalıyor ne sistem… Sonra boy, kilo kontrolü yapıldı. Bizimki 4000gr’a ulaşmış. Anlaşılan annesinin sütü yarıyor minik fındığa. Sonra, ağlamaktan yorulan Neşe’yle soluğu anneannesinde aldık. Çok yorulmuş olacak, soluksuz uyudu. Bende dışarıya çıkmışken hiç girmeyeyim dedim. Ordan babaannesine de gittik.  Yine pestili çıkmış gibi uyudu. Aşının etkisi olsa gerek. 🙂  Böylece büyüklerine ilk ziyaretlerini uyuyarak da olsa yapmış oldu.

Nasıl kızını alıp yollara çıktın derseniz, çıkmadan önce araba koltuğunun nasıl kurulacağını bir gece önceden internetten izledim. (Yaşasın internet anneliği !!! ) Eğer arabanızda izofix varsa çocuk oyuncağı. Youtube’a araba koltuğunuzun markasını yazarsanız, size açık bir şekilde anlatan videolar var. Neşe’yi 5 dakikalığına evde düşmeyeceği ya da devrilmeyeceği bir yere (pusetine) bırakmak suretiyle bir çırpıda koltuğu kurdum. Sonra bizim miniği hemen kucaklayıp arabaya koşturdum. Malum havalar soğudu. Ne kadar sıkı giydirirseniz giydirin, hasta olucakmış gibi bir psikolojiye giriyorsunuz. Kış bebeği yetiştirmek zor iş. Hem eve çok kapanıyorsunuz, hem de sürekli “üşüyor mu acaba?”diye tribe giriyorsunuz. Neyse, arabaya binince bizim minik ilk bir sıkıldı. Ama arabayı çalıştırıp gitmeye başlayınca ses seda kesildi. Gayet huzulu bir yolculuk geçirdik. İlk yola çıkarken arka koltuğa ayna almayı unutmuştum. Geçenlerde Mothercare’den easy view markasında aynamı da aldım. (32 TL) Ters oturduğundan insan trafikte meraklanıyor. Bir ara kenara çekip bir bakmayı bile düşündüm. 🙂 Neyse ki giderken de dönerken de çok rahat bir yolculuk geçirdik.

Evde geçen 3-4 hafta önce artık Neşe’yi odasında yatırmaya karar verdik. İlk geceyi tedirgin geçirsem de, sonraki geceler duruma hemen alıştım. Zaten odalarımızın arası 35 km falan değil. Odadan çıkınca iki adım sonra prensesin odası. Uykumda hafif olduğu için pek zorluk çekmedim. O da annesini üzmeden düzene girdi. Yatmaya yakın daha sık emip gece boyunca (00:00 ile 08:00 arası) sadece bir kere kalkmaya başladı. O da yatış saatine göre sabaha karşı saat 4’te ya da 5 gibi oluyor. Böylece gece gündüz farkındalığımızda kendi kendine oturdu.

Sabahları bir gülücüklerle uyanıyoruz sormayın gitsin 🙂 Nazlı nazlı gülüyor şirin şey. O bu muhabbeti devam ettirmek istese de, tembel annesi gece geç yattığından , tekrar uyutmaya çalışıyor Neşe’yi. “Hadi kızım iki saat daha uyu, söz salonda 85 tur atacağız” diye diye tekrar uyutuyorum. 🙂 Etrafı izlemeye bayılıyor. Fakat izlerken de, ayakta dolaşacak. Kendine göre kuralları var. Oturdunuz mu, alt dudak hemen büzüşüveriyor. Otur, konuş, derdini anlat, öyle bakıp dinliyor seni. Bir de küçük Emrah gibi kaşlarını alçaltmıyor mu,  öpmekten kızartıyorum yanaklarını. Böyle bir sevgi var mı dünyada ? Böyle bir sahiplenme? Derlerdi, pek sallanamazdım. Ama annelik çok farklı bir duygu. Ne anlatılsın, ne anlatılmaya çalışılsın. Yaşansın görülsün. 🙂

Babaya da ayrı düşkünüz.  İlk sesli gülüşünü babasına yaptı. Kıskanmadım değil hani? Akşam babasıyla bakışmalar, gülüşmeler, kollarında 5dk da uyumalar. Şimdiden babaya açık ara düşkünüz. Bana gelince hanımefendi nazlanmaktan uyuyamıyor bir türlü.

Ufak ufak anneannesi ve babaannesi ile bırakmaya başladım. İlk başta yarım saatliğine başlayan bu küçük bırakmalar,  bu aralar 2 saate falan çıkmış durumda. Bende özgürlüğün tadını çıkartıyorum. Tabi fındığım hiç aklımdan hiç çıkmıyor o ayrı. Gayet iyi idare ediyoruz. Hem ben hava almış oluyorum, hem bizimkiler torunlarıyla hasret gideriyorlar. Mutluyum, mutlusun, mutlu!!! Doktoruma 50. gün kontorole gittim. Muayeneden sonra artık istediğim herşeyi yapabileceğimi söyledi. Bende bu ayın başlangıcında hemen spora yazıldım. Şu an kollarımı ağrıdan düz tutamasam da, bir kaç güne alışırım diye düşünüyorum. :)Vücudumdamda yağ oranımın 2  katına çıkmış olduğunu öğrenmekte ayrı sarstı beni. Bir panik, br pişmanlık, ” Hay  Allah ne vardı bu kadar yiyecek?” tasaları tuttu. Ne yapalım vereceğiz bir bir kiloları. Böyle hiç mutlu değilim. Ayrıca ayak numaramda bir numara büyüdü . Kilo verince umarım geçer, yoksa napıcam o kadar ayakkabıyı?

Neşe bu aralar emerken kendini geri atıp ağlamaya başlıyor. Tuvaletini yapamıyor, ya da bir anda bir sancı giriyor. Tam anlamış değilim. Doktoruna sorduğumda, bunun normal bir şey olduğunu, her bebeğin bunu yaşadığını ama mide kapağının olmamasından ötürü reflü olmaması için Gaviscon şuruba başlamasını söyledi. Bir anda kendini atıp ağlamaya başladığında, Neşe’yi kundak yapar gibi kollarını sarıyorum ( ayakları serbest kalacak şekilde ) omzuma koyup gazını çıkartır gibi hafif hafif vuruyorum sırtına. Ancak böyle sakinleşiyor. Mümkün olduğunca fitilden uzak duruyorum. Ne kadar uzun sürerse sürsün, en sonunda kendi başına tuvaletini yapmasına bekliyorum. Çünkü bu doğal süreci yaşaması gerektiğine inanıyorum. Biz hastanedeyken, sürekli fitil verirlerdi minicik bebeğe. Sinir olurduk. Sonuçta, bu bebeğin ıkınmayı da öğrenmesi, keşfetmesi gerekiyor. Neyse, eninde sonunda problem çözülüyor ve bizimki yine gülücükler atmaya başlıyor.

Haftada 3 banyo yaptırıyorum. Son zamanlarda, küveti doldurup onu yüzdürmeye başladım. Koltukaltından kafasını destekleyerek tutuyorum, bir ileri bir geri başlıyoruz yüzmeye. Nasıl bayılıyor anlatamam. 🙂 Annesi gibi suyu çok seviyor. Çıkınca başlıyor mızmızlanmaya. Çamaşırları için ise, Dalin’in sıvı deterjan ve yumuşatıcısını kullanıyorum. Mis gibi kokuyor, tavsiye ederim. Utanmasam bizim kıyafetler içinde kullanıcam.

Oyuncaklara karşı ilgimiz artmış durumda. Geçenlerde, eğitici oyuncak köpek hediye geldi. Şarkı söylediğinde, Neşe’nin keyfine diyecek yok. Renkli ve ses çıkaran oyuncaklara ilgisi çok fazla. Vurgulu biçimde sesimi bir alçaltıp bir yükselttiğimde de çok hoşuna gidiyor. Herşey ilgisini çekmeye başladı. Cin bakışlı bişi oldu çıktı bu. 🙂

Gözleri hala kahverengi… Bir umut döner diye bekliyorum. Hiç olmazsa, dedesi gibi yeşil olsun. Kahverengi olunca, göz rengi daha sonra başka renge dönüyor mu? Bilen veya tecrübe eden var mı? Daha bekleyeyim mi? Yoksa bu mudur? 🙂

Bu hafta 3. ay için kontrole gideceğiz. Aşı olmadığından artık sadece boy ve kilo ölçümü yapılacak. Yaşasın Neşe bu sefer ağlamayacak !!!

Geçen 3 ayımız çok yoğun, yorucu ama aynı zamanda muhteşemdi. Değer mi ? Kesinlikle değer diyorum. Herkese tavsiye ediyorum.

Ve bu yazımı da burda bitiriyorum.

 

4 comments

  1. Merhaba bloğunuzu dün keşfettim. Neşe bebek ile ilgili olan yazılarınızı daha bir hevesle okuyorum. Allah size sağlıklı musmutlu uzun ömürler versin. Bana da pek yakın zamanda bir bebek versin inşallah :’)
    Sevgiler ^.^

    1. Çok teşekkür ederim. Çok mutlu oldum 🙂

      Umarım en kısa zamanda dileğiniz gerçekleşir?

      Bizden de size kucak dolusu sevgiler!!!

Yorum Yaz